Mimari Yapılar

ALACA CAMİİ

2015-05-22 22.11.44-01

Bazı mekanlardan rüzgar gibi geçeriz, hiç etkilenmeden. Bazılarıyla da tuhaf bir ünsiyetimiz vardır, orayı görür görmez bir aşinalık hisseder, uzun süren bir gurbetten sonra eve gelmiş hissi ile dolarız.

Continue Reading

Kent ve Doğa

MÜSLÜMAN KADIN VE MAKYAJ

DSC_1649

Bu sümbül Sadreddin Konevi Hazretlerinin türbesinin bahçesinde yetişmiş bir kutlu çiçektir.

 

Yazıya başlamadan önce soruna fıkhi açıdan bakmadığımı, asla fıkıh kurallarını ele almadığımı, zaten bunun haddim olmadığını belirtmek isterim. Yazdıklarıma günlük hayata dair gevezelikler gözüyle bakabilirsiniz. Konumuzun  şehirli modern kadın olduğunu da en baştan belirleyelim. Continue Reading

Kent ve Doğa

DİZİMDE BIR TUHAFLIK

IMG_20150505_084138

 

Bu fotoğraf, dizimi bükememem ve profesyonellere olan özentim nedeniyle çimenler üzerine 1.70 uzanarak çekim yapmamın tarz-ı icrasına dair bir kanıt teşkil etmektedir.Meğer böyle yere uzanmak ne kadar güzelmiş.Özellikle yarıstabil bir dizle saatler süren şehir turundan sonra yerden kalkasım gelmedi hiç. Continue Reading

Mimari Yapılar

NURUOSMANİYE CAMİİ

 

N1

 

İstanbul’da inşa edilmiş ilk Barok özellikli camidir.Mimaride batılılaşma eğilimlerinin ortaya çıktığı dönemde yapılmış cami külliyesi Osmanlı mimarisinde dönüm noktası kabul edilir. Continue Reading

Sinema ve Sanat

ANTİCHRİST

A1

Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’i televizyon dizisi “The Kingdom” ile tanımış ve çok sevmiştik. Hafif çatlak, yaşlı bir kadının şehir hastanesinde tedavi olurken küçük bir kızın kayıp ruhuyla temasa geçtiği, tıp ilmiyle dalga geçen, House’den sonra en iyi hastane dizisiydi.
Eylül 2009 da Dücane Cündioğlu (kulağa latife gibi geliyor ama yaşayan en büyük türk filozofudur) von Trier’in Antichrist filmi ile ilgili iki yazı yazdı. Alman filozof Nietzsche ‘ nin aynı adlı metnine ve mistik sinemanın babası Tarkovsky’ye göndermeler, yönetmene ve cesur filmine övgüler içeren bu yazılar merakımızı celbetti ve filmi izledik. Ben avamdan biri olarak durumu şöyle özetleyebilirim: düşünme ve sorgulama kapasitesi bakımından gezegenimizin en üst düzeyinde bulunanlar tepişiyorlar. Bizler ‘acaba bize de bir kırıntı düşer mi?’ diye aval aval bakıyoruz.
Yönetmen seyirciye asla merhamet göstermiyor. Daha filmin başında silahını çekip bizi kalbimizden vuruyor, devamını kalp nakli sırasında uyanık kalan ve herşeyi hissetmek zorunda olan biri gibi izliyoruz. Dünyadaki kötülüklerin kaynağı olan kadın filmin sonunda bir ortaçağ cadısı gibi yakılırken gayrı ihtiyari ‘oh’ çekiyoruz. İyiliği temsil eden, kör-topal da olsa yola devam eden erkek, Hollywood’un Hz.İsa’sı Willem Dafoe olduğu için koşullanmış olarak onun yanında saf tutuyoruz. Vahşi doğa ortasında gerçekleşen kapışma o kadar incitici ki hepimizin fabrika ayarları bozuluyor.
Film modern insana yöneltilmiş acımasız bir sorudur ve muhakkak ki herkesin cevabı farklı olacaktır. Batılı insanın soruş tarzı ve cevabı, bir irfan medeniyetinin külleri üzerinde eşelenen bizlere anlaşılmaz gelebilir. Fakat gazetelerimizin 3. sayfaları giderek daha vahşi, daha yabancı vukuatlarla dolup taşıyor. Cündioğlu ise “bugünün sokağa fırlayan dindar kadını” eleştirisi ile sözüne nokta koymuş. Naçizane ben de, hem sokakta durup hem de dindar kalabildiğimi söylemek istiyorum.