Kent ve Doğa

DİZİMDE BIR TUHAFLIK

IMG_20150505_084138

 

Bu fotoğraf, dizimi bükememem ve profesyonellere olan özentim nedeniyle çimenler üzerine 1.70 uzanarak çekim yapmamın tarz-ı icrasına dair bir kanıt teşkil etmektedir.Meğer böyle yere uzanmak ne kadar güzelmiş.Özellikle yarıstabil bir dizle saatler süren şehir turundan sonra yerden kalkasım gelmedi hiç.

Belki duydunuz Nobelli üstadımız Orhan Pamuk son romanı ‘Kafamda bir tuhaflık’ı yayınladı. Eski ve sadık bir Pamuk okuru olarak onun hakkında söyleyecek sözüm çok ama inşallah başka bir yazıya. Bu romanını okumaya devam edemedim, anlattığı dönemi tekrar hatırlamaktan hoşlanmadığım gibi, Türkiye’de olup bitenlere samimiyetsiz bir yabancı gibi yaklaşan New York’lu yeni Pamuk’tan da hazetmedim. Okuduğum ilk yüz sayfa bende aynı kopan ön çapraz diz bağım gibi tuhaf bir burukluk bıraktığı için ‘yektaraf’ ünsiyetimize dayanarak romanının ismini kendisinden ödünç aldım.

IMG_20150505_091656

Ön çapraz diz bağı, dizin stabilitesini sağlayan yapılardan biridir ve kopması halinde diz içe doğru dönmeye meyleder, buna engel olsanız bile dizinizde tuhaf ve alışılmadık bir boşluk hissi taşırsınız. Ameliyat olmadan da iyileşilebilir fakat bunun için dizin diğer yapılarının özellikle kaslarının güçlenmesi gerekir. Güçlenen kaslar ve diğer bağlar kayıp ön çapraz bağın görevini hasbelkader üstlenir. Bütün bu süreç yaşınız ile doğru orantılı uzun bir zamana yayılır. İyileşmenizin ilk şartı sabır ve azimdir. Benim başıma gelen de özetle bu durum, ameliyata karar vermeden önce bir tedavi kürüne girdim ve hoşlanmadığım ne varsa hepsine birden maruz kaldım. Erkekseniz tek tek gelin diyesim geliyor:

1-Diyet ve diyetisyenler: Diyet ürünlerini, bütün zenginlerin diyet yapmasını buna karşılık fakirlerin ne bulursa yemek zorunda olmasını, dünyada yenmeyecek ne varsa yiyen Çinlilerin buluşu nahoş yeşil çayı, sadece UNO tam buğday ekmeği ile zayıflayabilmeyi, sözümona yağ oranını hesaplayan akıllı tartıları ve elinizde liste market market dolaşıp uygun yiyecek aramayı, saatle robot gibi beslenmeyi hiç sevmem. Zaten diyette en iyi yaptığım şey listeyi delmek. Bir de diyetisyenlerden lisedeki müdür muavini Muazzez Sinirlioğlu imişlercesine çekinirim. Kontrole gideceğim gün randevu saati yaklaştıkça hiç su içmem, elzem olanlar dışında elbise giymem, ne saat ne yüzük hatta gözlüğümü bile takmam, neticede bir gram bir gramdır. O zalimler ise bir haftada zar zor uygulayıp alıştığım listeyi hemen değiştiriverirler, haydi bakalım sil baştan.

IMG_20150505_084824

2- Havuz problemi : Hareket sistemi sağaltımı yüzme ile çok kolaylaşıyor, ağırlıksız ortamda eklemler özgürce hareket ediyor. Fakat bunun için bir havuza başvurmanız pardon kabul edilmeniz,  yani idrar ve kan tahlili yaptırmanız, mantarsızlık ve sağlık raporu almanız, bir de Türk resmi belgelerinin olmazsa olmazı ikametgah senedi çıkarmanız gerekiyor. Hadi bu bürokratik işlemleri atlattınız bu sefer de havuza ulaşma prosedürü devreye giriyor. Mayo kumaşından giysi, spor terliği, bone, havlu, eşyalarınızı koyduğunuz dolap için asma kilit, havuza girmeden önce duş alma, havuz kenarında terliksiz kaymamak için azami dikkat yoksa başka bir bağımız kopabilir ve nihayet çok şükür havuza ulaştık. Sağlığımız için bağrımıza taş basıp mis gibi deniz yerine bulanık ve hafiften yapay sulara daldık, ilk şoku atlatıp yüzmeye başladık, sırtüstü dönüp ‘eh fena da değilmiş’ kıvamında aşka gelip başımızı havuz kenarına çarptık, gardımızı aldık fakat o ne? Bu sefer havuzun ortasında bir yabancı ile kafa kafaya çarpışıyoruz, meğer daha ne oldum demeden bir kulvarda dört kişi yüzmeye başlamışız. Türk halkı hep beraber yüzüp zinde olmaya karar vermiş. Yeni gelen yüzücüler ‘su perisi’ tabir olunan cinsten, beni yerleşik havuz kurallarına (git-gel değil döngüsel) göre yüzmem için uyardılar. Ben içimden “Havuzunuza tüküreyim”, dışımdan ” ben en iyisi yan kulvara geçeyim”. Su cadısı “Yavaşlar zaten orada yüzüyor”. Halbuki o ana kadar havuza tükürmemek için ağzıma doluşan murdar suyu  kemali edep ile yutmuştum. Havuzdan çıkarken harcadığım enerji, kafama yediğim darbeler ve incinen gururum yüzünden mahv-ı perişan bir haldeyim.

IMG_20150505_202938

3- Tabanlık: Gövdeme göre ayaklarım çok nazik olduğu için 25 yıldır ayakkabı ve tabanlıklarla uğraşırım. Bu yeni durum dolayısıyla  yeniden tabanlık arayışına giriştim ve hayretler içindeyim. Uzay gemileri teknolojisinde hergün yeni bir çığır açan dünyalı üreticilerimiz tabanlık konusunda bir arpa boyu yol gitmemişler, hala deve tabanı biçiminde ürünlerle karşılaşıyoruz. Karbonu, silikonu, yürüyüş analizi, uygun ayakkabısı derken girdiğim her medikalden kaçar gibi çıkıyorum.

4- Fizik Tedavi: Tıbbın küçümsediğimiz bir dalına şimdi muhtaç olduk. Bir takım elektrik akımlarına ve lambalara şahsen hiç güven duymazdım ama akıma bağlı olarak şimdi saatler geçiriyorum.

5- Daha doğrusu olumlu madde 1- Fizyoterapi: Keşke taban problemlerim baş gösterdiğinde bir Allah kulu beni bu alana yönlendirseydi de bu duruma düşmeden sırasıyla ayak, diz, karın, bel kaslarını güçlendirmeyi ve korumayı öğrenseydim. Fizyoterapistimin şahsında yeni bir dost kazanmam da cabası.

Siz siz olun az yiyin, az uyuyun, Allah’ın size bir emaneti olan vücudunuzu kullanmayı ve korumayı öğrenin, bütün mahlukata olduğu gibi kendinize de şevkat gösterin, belli bir zaman ayırıp kendinizi (nefsinizi değil) yakin olarak dinleyin ve içinizdeki ses neler söylüyor anlamaya çalışın. Zaten arife tarif ne gerek.

IMG_20150505_084300

 

 

Mimari Yapılar

NURUOSMANİYE CAMİİ

 

N1

 

İstanbul’da inşa edilmiş ilk Barok özellikli camidir.Mimaride batılılaşma eğilimlerinin ortaya çıktığı dönemde yapılmış cami külliyesi Osmanlı mimarisinde dönüm noktası kabul edilir. Continue Reading

Sinema ve Sanat

ANTİCHRİST

A1

Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’i televizyon dizisi “The Kingdom” ile tanımış ve çok sevmiştik. Hafif çatlak, yaşlı bir kadının şehir hastanesinde tedavi olurken küçük bir kızın kayıp ruhuyla temasa geçtiği, tıp ilmiyle dalga geçen, House’den sonra en iyi hastane dizisiydi.
Eylül 2009 da Dücane Cündioğlu (kulağa latife gibi geliyor ama yaşayan en büyük türk filozofudur) von Trier’in Antichrist filmi ile ilgili iki yazı yazdı. Alman filozof Nietzsche ‘ nin aynı adlı metnine ve mistik sinemanın babası Tarkovsky’ye göndermeler, yönetmene ve cesur filmine övgüler içeren bu yazılar merakımızı celbetti ve filmi izledik. Ben avamdan biri olarak durumu şöyle özetleyebilirim: düşünme ve sorgulama kapasitesi bakımından gezegenimizin en üst düzeyinde bulunanlar tepişiyorlar. Bizler ‘acaba bize de bir kırıntı düşer mi?’ diye aval aval bakıyoruz.
Yönetmen seyirciye asla merhamet göstermiyor. Daha filmin başında silahını çekip bizi kalbimizden vuruyor, devamını kalp nakli sırasında uyanık kalan ve herşeyi hissetmek zorunda olan biri gibi izliyoruz. Dünyadaki kötülüklerin kaynağı olan kadın filmin sonunda bir ortaçağ cadısı gibi yakılırken gayrı ihtiyari ‘oh’ çekiyoruz. İyiliği temsil eden, kör-topal da olsa yola devam eden erkek, Hollywood’un Hz.İsa’sı Willem Dafoe olduğu için koşullanmış olarak onun yanında saf tutuyoruz. Vahşi doğa ortasında gerçekleşen kapışma o kadar incitici ki hepimizin fabrika ayarları bozuluyor.
Film modern insana yöneltilmiş acımasız bir sorudur ve muhakkak ki herkesin cevabı farklı olacaktır. Batılı insanın soruş tarzı ve cevabı, bir irfan medeniyetinin külleri üzerinde eşelenen bizlere anlaşılmaz gelebilir. Fakat gazetelerimizin 3. sayfaları giderek daha vahşi, daha yabancı vukuatlarla dolup taşıyor. Cündioğlu ise “bugünün sokağa fırlayan dindar kadını” eleştirisi ile sözüne nokta koymuş. Naçizane ben de, hem sokakta durup hem de dindar kalabildiğimi söylemek istiyorum.

muberratigin
Agresif huzursuz tanrı ile derdi olan ama fıtratının inanmaya zorladığı bir adamın çektiği bu flm ,varoluş ve yaradılış hakkındaki hristiyanlık ve yahudiliğin garabetini çok güzel gösteriyor.her suçun başı kadın ,cennetten kovulmanın nedeni ve kökeni de cinsellik .arzuları yok edersen ,öldürürsen sorun çözülür mü yoksa bir başka garabete doğru mu yol alırsın
Erkeğin temsil ettiği akıl ,her sorunun çözümü mü?
Evetse cevap ,modern insanın (onlar açısından)aklın hükümdarlığında duygularını bu denli yok etmesi ne acı
Nietzsche boşuna TANRI ÖLDÜ demiyor
Hristıyanlığın ve yahudiliğin taraftarlarına verdiği bu büyük ıstırap bana çok gaddarca gelir
Arzuların hadım edilmesi ve insanı güçsüz acı ve umutsuz bırakıp modern köleleri artırmak
muberratigin
İyi ki insan bir peygamberim var